 |
ZAMANDA SİYONİST MAKALE
İsrail'e Hizbullah'ı güney Lübnan'dan çıkarmak için zaman tanınmalı ve daha sonra yerini Lübnan hükümeti ile yeniden inşa ve merkezî hükümetin kontrolü konularında işbirliği yapacak AB veya NATO güçlerine bırakması sağlanmalı."
Bu satırlar Zaman gazetesi için yazan Stephen Szabo isimli bir batıcı siyoniste ait. İşte bugünkü Zaman'ın yorum sayfasındaki makale:
*****************************************
Irak Savaşı'ndan sonraki Birleşik Devletler ve Avrupa ayrılığının aksine Lübnan konusundaki transatlantik uyumun derecesi son üç yılda ne kadar çok şeyin değiştiğini göstermektedir.
Her iki taraf da Irak'tan bazı dersler çıkardı ve şimdi bunu Lübnan'da gerilimin düşürülmesi için uygulamaya koymaya çabalıyorlar. Önemli Avrupa güçleri İngiltere, Fransa ve Almanya, Ortadoğu'daki savaş konusunda Amerikalılarla yeni bir çatışmaya girmeme konusunda hemfikir olmuş görünüyor. Her zamanki rollerinin aksine, Paris ve Berlin Washington ile daha yakın görünürken, Londra'dan gelen sinyaller Amerikan yaklaşımını benimseme büyüsünün bozulduğunun işaretlerini veriyor.
Fransız ve Alman hükümetleri, Washington'un Suriye ve İran'a dair kaygılarını paylaşıyor ve Hizbullah'ı bu iki büyük gücün vekili gibi görüyor. Ne Chirac ne Merkel ne de Bush, Lübnan'daki bir zaferle daha da güçlenmiş bir Suriye ya da İran görmek istiyor. Bu önemli Batılı güçlerin hiçbiri nükleer bir İran istemiyor ve İran'ın Hizbullah'ı kendi nükleer tutkuları üzerindeki müzakerelerden uzaklaştırma aracı olarak kullanmasından korkuyor. Her ikisi de, İslamcı terör tehdidinden endişeli ve Hizbullah'ı zayıf bir devleti rehin olarak tutan terörist bir grup örneği olarak değerlendiriyor. Almanya Dışişleri Bakanı Frank Walter'in de işaret ettiği gibi, "Ortadoğu'da teröristlerin gündemi belirlemesini kabul edemeyiz." Buna ek olarak, Şansölye Merkel, Almanya'nın Washington ile ilişkilerinin tamirini en öncelikli mesele yaptı.
Avrupa da güçlü bir İran ve Suriye istemiyor
Kısaca, İsrail'in Hizbullah'ın gücünün büyük bölümünü yok edene kadar bir ateşkesin bekleyebileceği ve sonrasında güney Lübnan'ı koruması için Lübnan hükümetiyle birlikte çalışacak güçlü bir barış gücü yerleştirilmesi yönünde Batı'da bir uzlaşı var. Bu uzlaşı dikkate değer bir Avrupa stratejik kültürünün ve uluslararası sorunlara "yumuşak gücünün" uygulandığının göstergesidir. Görünen o ki, İsrail'in sert gücünün galip gelmesine izin verilmek istenmiyor, en azından sert ve kısa dönemli bir askerî operasyon için. Avrupalılar aynı zamanda, İsrail'in 18 yıl önceki güney Lübnan işgalinin tatsız hatıralarına bakıldığında, İsrail'in bir işgalci güç olarak Lübnan'da kalmayacağını ve ciddi bir barış gücüne açık olduğunu anlıyor.
Bununla birlikte, bu reel politik Avrupa'nın dünyaya yaklaşımında ve bir uluslararası aktör olarak kendi imajı için bir maliyeti de beraberinde getirecektir. AB, uluslararası çatışmalara çok taraflı çözümler getirilmesine vurgu yaptı ve uluslararası kurumlarla ve hukukla bağlantılı bir güç kullanım doktrini geliştirmeye çalıştı. Hizbullah'a karşı bir İsrail askeri operasyonu haklı ve gerekli görülürken, bu eylemin doğası ve boyutu ahlaki ve politik açıdan haksız olmasının yanı sıra ileriyi görmekten yoksun. Kısaca, İsrail'in saldırılara cevabı orantısız ve sivil hedeflerle askerî hedefleri birbirinden ayırma hususunda başarısız oldu. Örneğin, Kosova savaşında NATO, askeri hedeflerini sınırlandırmaya ve Belgrad'a ve diğer Sırp kentlerine büyük zarar vermekten kaçınmaya çalıştı. Her zaman başarılı değildi bu çaba; ancak Sırp saldırganlığına karşı orantılı ve ayırt edici bir cevap vermede bilinçli bir çabaydı. Bu deneyimi, İsrail'in Hayfa ve diğer şehirlerine düzenlenen saldırılara verdiği tepki ile karşılaştırın. Birincisi, İsrail'e saldıran Lübnan değil Hizbullah. Hizbullah, Lübnan hükümeti içinde olmasına rağmen, hükümetin başında değil. Herkes Lübnan'ın kendi topraklarının büyük bir bölümünü kontrol edemediğini biliyor. Suudi Dışişleri bakanının bu hafta Washington ziyaretinde söylediği gibi, sorun Lübnan hükümetinin kendi topraklarını kontrol etmemesinde. Lübnan haydut bir devlet değil ya da Taliban altında terörü destekleyen ve barındıran Afganistan gibi bir devlet de değil. Aksine sadece zayıf ve yarı başarısız bir devlet.
ABD, AB'yi de arkasına almayı başardı...
İkincisi, İsrail üzerine saldırılar çoğunlukla Lübnan'ın güney bölümünden düzenleniyor. Bu nedenle İsrail, sadece güney Lübnan'a saldırılarını odaklayarak orantılı bir cevap verebilir. Bunun aksine, İsrail Beyrut'a saldırdı yüzlerce masum sivili öldürdü, binlerce yabancı uyruklu kişinin şehri terk etmesine neden oldu, Beyrut'un altyapısını vurdu. İsrail nüfusunun terörize edilmesi önemli bir şeyken, Lübnan'daki yaşam kayıpları ve altyapıya verilen zarar İsrail'deki ile kıyaslandığında, önemsiz görüldü. Tekrar Kosova örneğine dönersek, Kosova nüfusunun yüzde 90'ı Sırplar tarafından yerlerinden edilmişti ve ancak NATO harekatı birkaç mülteciye ya da Sırbistan'da çok az sayıda sivil hasara neden olmuştu. Bu durum, Lübnan'da insani yardımla görevli BM yetkilisi Jan Egeland, İsrail'in saldırılarını "insani hukukun ihlali" olarak nitelendirmesine yol açtı. Tony Blair'in Dışişleri Bakanlığı'ndaki üst düzey bir diplomat da saldırıları, "orantısız" olarak yaftaladı. Böylece, Rumsfeld'in "eski Avrupa" olarak nitelediği şey şimdi Bush'un destekçileri olurken Tony Blair, kendisinin Amerika'nın fino köpeği olarak nitelendiğini görmeye başlamışa benziyor. AB, şu ana kadar bir ateşkes için ciddi bir baskı yapmadı ve ABD'nin İsrail'e karşı, "bırakınız yapsınlar" yaklaşımını sürdürdüğü müddetçe çok fazla bir şey yapamayacağına karar verdi.
Sonuç olarak, bir savaş ve orantılı karşılık meselelerinin de ötesinde, İsrail eylemleri, Talleyrand'ın da işaret ettiği gibi, bir hata olmaktan ziyade bir suçtan daha kötü. İsrail hükümeti terör ile savaşı birbirine karıştırmış durumda ve aşırı tepkisi zaten zayıf olan Lübnan'daki demokratik hükümeti daha da zayıflatmaya katkı sağladı ve Hizbullah'ı bölgede suçlama konusunda risk yarattı. Bu, aynı zamanda Bush yönetiminin Taliban'ın Afganistan'ından Irak'taki felaket getiren büyük savaşına kadar aceleci bir şekilde tehditlere karşılık vermede düştüğü hataydı. Şimdi ABD ve Avrupa tarafından saldırılara verilecek en iyi cevap kuzey Lübnan'ın bombalanmasının durdurulması çağrısı olacaktır. Beyrut, her türlü askerî saldırıdan muaf bir kent olmalı. İsrail'e Hizbullah'ı güney Lübnan'dan çıkarmak için zaman tanınmalı ve daha sonra yerini Lübnan hükümeti ile yeniden inşa ve merkezî hükümetin kontrolü konularında işbirliği yapacak AB veya NATO güçlerine bırakması sağlanmalı. Lübnan ekonomisinin yeniden inşasına yardım amacıyla bir ortak ABD-AB çabası gerekmektedir. Batı için doğru şeyi yapmanın tam zamanıdır.
(*)
PROF. DR. STEPHEN SZABO (*)Bu yazıyı Zaman için kaleme alan Prof. Dr. Stephen F. Szabo, Johns Hopkins Üniversitesi öğretim üyesidir. Kendi
KURUMLAR ARASINDA İŞBİRLİKÇİLER
|
TESEV (Türkiye Ekonomik ve Sosyal Etüdler Vakfı) Yaptığı sözde araştırmalarla Türkiye’de azınlıkçılığın bölücülüğün, AB’ciliğin ve insan hakları adı altında yapılan faşist dayatmaların bir numaralı sözcüsü oldu. Robocop’lar tarafından korunarak yaptığı basın toplantısıyla faşist kimliğini gözler önüne serdi.
|
İHD (İnsan Hakları Derneği) İnsan Hakları adı altında açıktan PKK propagandası yürütüyor. Adeta bir “PKK Hakları Derneği”. Türk Ordusu’nun terörle mücadelesini insan hakları bahanesiyle baltalama amacında. Her tür bölücü-gerici “aydın”ı düşünce özgürlüğü adına savunurken yürütülen linç kampanyalarında başı çekti.
|
Mazlum-Der İHD’nin Şeriatçı versiyonu olarak kuruldu ancak süreç içinde en az İHD kadar Kürtçü oldu. Şeriatçı emellerinin bir numaralı düşmanı olarak gördüğü Türk Ordusu’na karşı İHD ile birlikte “insan hakları” mücadelesi veriyor. Kürt-İslam sentezinin en güzel örneklerinden.
|
Kürt-Der Sözde Güney Kürdistan’la Sözde Kuzey Kürdistan’ı birleştirme amacıyla kurulduğunu söyleyebilecek kadar açık bölücülük yaptı. Faaliyet dilinin Kürtçe olduğunu söyledi. Kurucuları mahkemede Türkçe ifade vermeyi reddetti. Sözcüsü İbrahim Güçlü bir TV programında Atatürk’e mandacı, Türkiye’ye işgalci dedi.
|
|
 Bilgi Üniversitesi “Ermeni Konferansı”na ve “Kürt Konferansı”na ev sahipliği yaptı. Öğretim üyesi kadrosu Türkiye’nin en önemli bölücü-gerici-sivil toplumcu “aydın”larından oluşuyor. Soros da dahil olmak üzere pek çok emperyalist yardım kuruluşundan destek alıyor. AB’ciliğin ve Amerikancılığın en önemli savunucularından.
|
AKP Türkiye’deki gerici yükselişin son aşaması. Yalnızca Şeriatçı değil aynı zamanda Kürtçü. Milletvekillerinin çoğunun Kürt olması dikkat çekiyor. İktidarı döneminde verdiği tavizler yüzünden bitti denilen PKK terörü yeniden canlandı. AB ve ABD işbirlikçisi politikalarla emekçi Türk halkına kan kusturuyor. |
ÖDP PKK kuyrukçusu “özgürlükçü” (siz bunu AB’ci anlayın!) parti. Sivas Katliamının yıldönümünde “İslamcıyla bir arada yaşamak istiyoruz” diye miting düzenleyecek kadar işbirlikçi. Etnikçiliğin, mezhepçiliğin ve Türk düşmanlığının örgütlü yapısı. |
DTP PKK’nın yasal partisi. Genel Başkanlarını Apo belirliyor. Kongresinde İstiklal Marşı okunmuyor, Apo posterleri açılıyor. Kapatılmadan faaliyet gösterdiği her an PKK’nın güçlenmesine neden oluyor. Türk milletinin bayrağına sahip çıkmasını “toplumsal şizofreni” olarak görüyor. Bu partiye bağlı belediye başkanları PKK’lı teröristlerin cenazelerine |
YILIN FAŞİST İŞBİRLİKÇİ GAZETELERİ
|
 PKK’nın günlük gazetesi. Her satırından devlet düşmanlığı, Türk düşmanlığı, Ordu düşmanlığı damlıyor. Atatürkçülere yönelik tüm linç kampanyalarında başı çekiyor. Apo gazetede köşe yazarlığı yapıyor. Irak’ta ABD’nin kurduğu Kürt devletini açıktan destekliyor. Hatta Kuzey Irak’a “Güney Kürdistan” diyor.
|
 ÖDP’li günlük gazete. ÖDP nasıl PKK kuyrukçuluğu yapıyorsa, bu gazete de Özgür Gündem kuyrukçuluğu yapıyor. Bölücülükte, mezhepçilikte, etnikçilikte, Türk düşmanlığında ve Atatürk karşıtlığında Özgür Gündem’le yarışıyor. Baskın Oran, Hrant Dink gibi önemli “faşist” yazarlar bu gazetede yazıyor. “Halkın Gazetesi” olduğunu iddia ediyor ama arkasında Kavala’lar, Soros ve Gürbüz Çapan var.
|
 Özgür Gündem taklitçisi. Olmayan EMEP tabanına satamayacağına göre, tirajda sıfır çekmemek için Kürtçülüğe hep göz kırpıyor. Ordu düşmanlığında bazen Özgür Gündem’i bile geçiyor. Linç kampanyalarında en önde yer aldı. Türklüğe ve Atatürk’e ait ne varsa düşman. Kürtlüğe ait ne varsa dost. Bu kadar da faşist olunmaz.
|
|
 Patron’dan maaş alıp solculuk yapılabileceğini sananların gazetesi. AB’ciliğin, Amerikancılığın bu kadar açıktan yapılabildiği başka bir gazete yok. Faşistlik tanımına giren her şey, “tahammülsüzlük, Atatürk karşıtlığı, Türk düşmanlığı, Kürtçülük, linç kültürü”, bu gazetede bol bol var. Yazarlarının tümü “faşist aydın adayı” olabilirdi...
|
 Aydın Doğan’ın gazetesi olması, bu listeye girebilmesi için yeter de artar bile. Danıştay saldırısından sonra ulusalcılara ve Muzaffer Tekin’e yönelik linç kampanyasında başı çekenlerdendi. Taha Akyol, Hasan Cemal gibi “Faşist aydın”lara ev sahipliği yapıyor. AB’ciliğin ve Amerikancılığın en önemli yayın organlarından. |
 Aydın Doğan destekli Fethullahçı gazete. Cengiz Çandar, Gülay Göktürk gibi önemli dönekler bu gazetede yazıyor. Etkisi ve tirajı çok olmasa da Kürt-İslam sentezinin güzel örneklerine yer veriyor. 80 öncesi Tercüman’ın devamı. Amerikancılıkta başa güreşiyor.
|
 Fethullahçı yayın organı. Saidi Nursi’nin Kürt-İslamcı çizgisinin günümüzdeki temsilcisi yayın organı. Danıştay saldırısında Fethullahçı emniyet mensuplarının yayın organı gibi çalıştı. Günlerce yalan haber yayınladı. En büyük düşmanı ise TÜRKSOLU başta olmak üzere Atatürkçü örgütlenmelerdir. Hemen her gün Atatürkçüler aleyhinde yalan yanlış bir haberle karşılaşabilirsiniz. |
 En keskin Şeriatçılığı bu gazete yapıyor. “Korsan gazete”. Çünkü bugüne kadar kimse adreslerinde onları bulup tazminat davasından alacağını alamadı. Türk Ordusu olmasa bu gazete ne yazar bilemiyoruz. Ordu düşmanı ne varsa sayfalarında yer bulabilir. Tek yayın prensipleri buymuş gibi duruyor. Danıştay saldırısından sonra linç kampanyalarında en önlerde yer aldılar. Pek çok konuda da Ordu düşmanlığında PKK ile birleştiler. Atatürkçü aydınları hedef gösteren yayınlarıyla da tanınır. Hatta Danıştay saldırısından önce 2. Daire üyelerini hedef gösteren sayısı saldırgan Arslan’ın üzerinden çıktı.
|
 AKP yanlısı günlük gazete. En esaslı Amerikancıları, Kürt-İslamcıları bu gazetede bulabilirsiniz. Şeriatçılığın kaçınılmaz olarak Amerikancılıkla sonuçlanacağının en güzel örneği. Atatürk karşıtı ne ideoloji varsa, tümü bu gazetede yer bulabilir. Dönek solcuların, Ordu düşmanı neoliberallerin, AB’cilerin Radikal’den sonraki bir diğer durağıdır |
YILIN FAŞİST İŞBİRLİKÇİLERİ
“Kasımpaşalı” tavırlarıyla dünya faşist liderler tarihine özgün katkılarda bulunuyor. 82 yaşındaki “Fethi Dede”ye, bir şehit babasına, hatta Danıştay saldırısında şehit edilen Özbilgin’in cenaze töreninde “Katil Başbakan” diye slogan atanların tümüne dava açarak tahammülsüzlüğünü gösterdi. Bir büyükelçiyi vatandaşların ve kameraların gözü önünde azarladı, hakkını bir çiftçiyi ise “Ananı da al git” diye küfrederek yanından kovdu. Mitinglerde aleyhinde bir şeyler söyleyenlere kürsüden laf yetiştirmesi ve polise dövdürtmesiyle ünlü. Hakkında yazılan tüm yazılar ve çizilen tüm karikatürler aleyhinde davalar açıyor. Türkiyeliliği savunuyor. PKK’yı masaya davet ederek ve PKK yandaşı “aydın”larla görüşüp “Kürt sorunu”na çözüm arıyoruz diyerek terör örgütünü adeta meşrulaştırdı. İktidarı döneminde Türkiye tüm temel dış politika konularında tavizler verdi, bitti denilen PKK terörü azdı. En büyük hedefi Cumhurbaşkanı olup bunu Başkanlık sistemine, ardından da hilafete dönüştürmek. Bir de halife olduğunda kim bilir neler yapacak?
| Osman Baydemir DTP’li Diyarbakır Belediye Başkanı. AB’lisinden ABD’lisine tüm emperyalist siyasetçilerin ziyaret ettiği isim. Adeta PKK’nın Dışişleri Bakanı. Vaktinin çoğunu yurtdışında temaslarda geçiriyor. Bu görüşmelerinde Türkiye’yi emperyalist kurumlara şikayet ediyor. Açıktan PKK’yı ve PKK’lı teröristleri savunuyor. |
Ahmet Türk DTP Genel Başkanı. İsmi Türk, kendi Türk düşmanı. PKK’yı açıktan savunuyor ve Türk Ordusu’na ve Türk milletine her fırsatta düşmanlık yapıyor. Kuzey Irak’a sınır ötesi operasyon yapılmaması konusunda Türk Ordusu’nu uyaracak kadar cüretkar. Türkiye’yi defalarca uluslararası emperyalist kuruluşlara şikayet etti. Türkiye’deki her tür bölücülüğü, mezhepçiliği savunuyor. |
Metin Tekçe DTP’li Hakkari Belediye Başkanı. Şemdinli Komisyonu’na verdiği ifadede “PKK terör örgütü değildir.” dedi. Apo da dahil olmak üzere tüm PKK’lılar için genel af istedi. Ve Şemdinli provokasyonunda devleti ve Org. Yaşar Büyükanıt’ı suçladı. PKK’lı teröristlerin Hakkari’deki cenaze törenlerinin hiçbirini kaçırmıyor. |
Esat Canan CHP Hakkari Milletvekili. Ama adeta bir DTP milletvekili gibi hareket ediyor. Şemdinli provokasyonun hemen ardından olay yerine giderek inceleme yaptı ve “derin devlet” suçlu buluverdi. Deniz Baykal’ın Şemdinli ile ilgili “Ordu’ya Darbe Var” açıklamasına en sert tepkiyi veren de Tayyip Erdoğan’ın “Kürt Sorunu vardır” açıklamasına ilk desteği veren de oydu. Sık sık PKK’nın televizyonu ROJ TV’ye çıkıyor, hatta bu kanalı “yörenin televizyonu, faydalıdır.” diye savunuyor. |
Yılın "Gandi"si
Avukat Kemal Kerinçsiz (Büyük Hukukçular Birliği Başkanı) Büyük Hukukçular Birliği Başkanı Av. Kemal Kerinçsiz, AB’cilere, Amerikancılara, bölücülere, gericilere karşı sadece hukuki yollara başvurarak mücadele ediyor. Kerinçsiz, vurmuyor, kırmıyor, silaha sarılmıyor. Kıravatını takıyor, ceketini giyiyor, mahkemeye koşturuyor. Sadece ve sadece dilekçeler yazarak mahkemelere sunuyor. Böylelikle, sıradan bir Türkiye Cumhuriyeti vatandaşının bile elindeki hukuki imkanları kullanarak neler yapabileceğini tüm dünyaya gösteriyor. Kerinçsiz, bu barışçı ve hukuki eylemleriyle adeta Hindistan’ın unutulmaz lideri Gandi’yi hatırlatıyor. Gandi “pasif direniş” metoduyla İngiliz emperyalistlerinin ve işbirlikçilerinin her tür saldırısını göğüslemiş, hiç silaha sarılmadan, tamamen barışçıl yollarla Hindistan’ın bağımsızlık mücadelesine önderlik etmişti. Gandi nasıl İngiliz emperyalizminin hedefi olduysa, Kerinçsiz de “faşist”lerin boy hedefi haline geliyor. Kerinçsiz, tam bir linç kampanyasıyla karşı karşıya. Rahatı bozulan, karşısında hakim-savcı görünce dizlerinin bağı çözülen “işbirlikçi zevat” Kerinçsiz’in hukuki yollara başvurması nedeniyle çılgına dönüyor. Bugüne kadar istediği gibi at koşturuyorlardı. Şimdi ise yaptıklarından dolayı hesapsorulacağı korkusuyla uykuları kaçıyor. Dayak yiyen çocuğun abisini çağırması misali, onlar da Lagendijk’ı mahkemelerine çağırdılar. Lagendijk’ın baskısı bir yandan, bir diğer işbirlikçi AKP iktidarının baskısı diğer yandan, davalar bir bir düşmeye başladı. Ancak Kerinçsiz bundan da yılmadı ve davalar açmaya devam ediyor. Bir tane cesur hakimin çıkması durumunda her şeyin değişeceğine inanıyor. Üzerindeki tüm baskılara karşın, yılmadan barışçıl eylemlerine devam eden Kerinçsiz “Yılın Gandisi” ödülünü hak ediyor
« Son Sayfa :: Sonraki Sayfa »
|
 |